Nihal ATSIZ’ın Savunması

TURANCILIK

Turancılığa gelince: Bunun hakkında fazla söz söylemeyi lüzumsuz buluyorum. Dünyanın hiçbir yerinde kendi devletini büyütmek isteyenlere “vatan haini” denmemiştir. Biz Ziya Gökalp’ın, Mehmet Emin’in şiirleriyle beslendik. Haritalarda, ırkımızın yaşadığı yerlere baktık. Milletimize fenalık edenleri tarihte okuduk. Ve milli kini ateşten damgalar gibi kalbimize yazdık.

Irkçı ve Turancı olduğumuz için vatan ve millet haini olduğumuzu gazetelerde ilân eden örfî idare kumandanıyla duruşmamızı yapan hâkimlerin garip bir tesadüfle hep Turancılığa ait adlar taşıması Allah’ın bir lütfu ve bir ihtarıdır. Mahkeme reisi generalin soyadı “Yazgan” kâtip manasına gelen bir kelimenin Türkistan telaffuzudur. General pekalâ “Yazan” veya “Yazıcı” diye bir soyadı alabilirdi. Bunun Türkistan telaffuzuyla olan şeklini almakla hiç şüphesiz kalbinde oraya karşı olan sevgisini göstermiştir. Albayın soyadı “Kaan” Turan imparatorlarının unvanı olan bir kelimedir. Hâkim Osman Cevdet’in soyadı olan “Erkut” Altay destanlarındaki bir kahramana aittir. Fazla olarak Millet Meclisi reis vekilinin “Günaltay”, bir orgeneralin “Altay”, genelkurmay başkanının “Omurtak”, Isparta mebusunun “Turan” soyalarını taşıdığını, “Turan” diye bir vilayet gazetesi çıktığını zikredebilirim. Görülüyor ki Turan ülküsü ve sevgisi bütün milletin gönlünde, şuurunda, tahteşşuurunda yaşamakta, biz farkına varmadan soyadlarımıza kadar geçmektedir.

Bir gözcü nasıl yalnız sağ gözü tedavi ile iktifa edemezse, bir Türkçü de öylece yalnız Türkiye Türklerini düşünmekle kalamaz. Nitekim hükümet de dış Türklerle ilgisini kesmemiş, ilk uygun fırsatta Antakya Sancağı’nı ilhak etmiştir. Halep ve Musul da Milli Misaka dahildir. Antakya’yı istemekle ırkımızın beşiği olan ülkeleri istemek arasında mahiyet farkı yoktur. Kimseden haksız bir şey talep etmiyoruz. Atalarımızdan kalan mirasın, mefahirimizin gömülü olduğu toprakların bizim olması ülküsünü kalbimizde taşıyoruz. Oraları unutmamak istiyoruz. Ben bunları şahsım için istemiyorum. Oralarda çiftlik yahut apartman yapacak değilim. Milletim için düşündüğüm haklardan dolayı da kimse bana “vatan haini” diyemez. Bu çirkef iftirayı iadeye tenezzül etmiyorum. Kimin hain, kimin vatanperver olduğunu tarih tayin edecektir. Hattâ etmiştir bile.

Mahmut Esat Bozkurt’un “Atatürk İhtilali” adlı kitabında ve Atsız Mecmua, Orhun, Bozkurt, Çınaraltı ve Tanrıdağ dergilerinde Turancılık için çıkan yazılardan hiçbirinin takibe uğramaması bir gaflet eseri değildir. Çünkü bir devletin 1931’den 1944’e kadar gaflet etmesine imkan yoktur. Kanunlarımızda Turancılığı suç sayan musarrah bir madde olmadığı için şimdiye kadar kanunî takibat yapılmamıştır. Anayasamızda Turancılıktan bahis yoktur. Fakat Anayasamızda ahlâktan da bahis yoktur. Kâzım Alöç’ün mantığı ile yürürsek ahlâkı müdafaa eden insanları da anayasanın ana vasıflarını bozmakla itham ederek cezalandırmak icap eder. Turancılığın yüksek bir ülkü, uğrunda can verilecek millî bir fazilet olduğunu ben tespit ettim. suç olup olmadığını da mahkemeniz takdir edecek.

HÜKÛMETİ TAHKİR

Hükûmeti tahkir ettiğim hakkında Kâzım Alöç’ün dayandığı en sağlam delil Cihat’ın ifadesidir. Cihat hakkında ise mahkemeniz elbette bir kanaat edinmiştir. Reha’nın “seni Nafia Vekili yaparız” diye yaptığı bir şakayı doğru sanacak kadar şuurdan mahrum ve ırsiyetinde delilik olan Cihat’ın, hükûmeti tahkir ettiğim yollu ifadesinin hukukî değeri olabilir mi? En yakın vakaları bile hatırlamayan ve ifadelerine daima “kati olarak hatırlayamıyorum ama…” diye başlayan Cihat’ın, 1941’de hükûmete sövdüğümü nasıl hatırlayabildiği düşünülmeye değer. Duruşma sırasında İsmet Rasin’in dört kişilik küçük otomobiline aralarında Hamza gibi iki kişilik yeri kaplayacak birisi de dahil olmak üzere yedi kişiyi sığdıran; Çınaraltı idarehanesindeki tesadüfî bir konuşmayı kapalı perdeler arkasında yapılmış esrarengiz bir toplantı gibi gösteren bu kanı bozuk beyinli mütereddi 27 Kânunuevvel 1944 Çarşamba tarihli duruşmada, öğleden sonraki celsede hükûmete sövdüğümü pek hatırlayamadığını ifade etmiştir. Öteki maznunlar da bunu teyit etmiştir.

Reha’nın aleyhimde verdiği ifadenin bana kanunî bir suç tahmil edip etmeyeceğini bilmiyorum. Emniyet Müdürlüğünde işkence odasındaki feryatlarını kendi hücremden ızdırapla dinlediğim, mahkemede ilk tahkikattakine aykırı ifade verirse yeniden aynı işkenceye sokulmakla tehdit edildiğini bildiğim Reha, benim gibi maznun olan Reha hakikaten onun yanında hükûmeti tahkir etseydim, aramızdaki düşmanlığın en had devrinde yazdığı, benim için iftiralar taşan kitabına bunu almaz mıydı?

Cemal Oğuz’un sözlerine gelince: Duruşma sırasında her şeyi zuhûlle izah eden bu Filorinalı Nazım’ın hayrülhalefi hakkında mahkemeniz bilhassa yaptığı o manzum müdafaadan sonra tam bir kanaat edinmiştir. Tam bir Kemalist olduğunu söyleyerek Turancılığı reddetmesine rağmen manzumelerinde boyuna Turan’dan bahsetmesi bir zuhûldür. Irkçılığı kabul etmemesine rağmen bir mecmuada ırkçılığı benimsemesi yine bir zuhûldür. Ankara gençliğinin bana gösterdiği konukseverliği kendine inhisar ettirmesi: O da bir zuhûldür. Ülkü ve feragat sözü ağzından düşmediği hâlde kitabını sırf çok satıyor diye Aylı Kurt yayını olarak bastırmak istemesi, yani âdi bir ticarî maksatla hareket etmesi de elbette zuhûldür. Kendisini altı yıldır tanıdığım hâlde benimle 12 yıllık aile dostu oluşu, tabiî yine bir zuhûldür. Velhasıl bu zavallı mahlûkun bizzat kendisi bir zuhûldür. Tabiatın ve hilkatin zuhûlü.

Onun manzume kitabından sırf Atatürk ve İnönü adlarını çıkardığım hakkındaki sözlerinin bir zuhûl olması icap eder. Çünkü ben bu kitaptan Atatürk’ü ve İnönü’yü değil, dalkavukluğu çıkardım. Bir ismi bir kitaptan çıkarmak hakaret değildir. Fakat bazen bir ismi bir kitapta bırakmak o isme hakaret olabilir. Ahlâk ve sanat endişesiyle yaptığım, kendisince de malûm birkaç düzeltmeden dolayı, manzumelerinde ordulara meydan okuyan; ölümü, azabı hiçe sayan bu sahte kahramanın, ilk işkence tehdidi karşısında ödü patlayarak kendisini kurtarmak için bana zuhûlen iftira atacağını nereden bilirdim? Onun manzumelerinde münhasıran Atatürk ve İnönü adlarını çıkarmış olsam bile hakaret bunun neresinde? Bunu hakaret saymak da savcının bir zuhûlü olsa gerek. Fiilen veya matbuat sahasında muhasama yapmadığımız diğer maznunlar ve şahitler benden tahkir yollu söz işitmediklerini ittifakla bildirmişlerdir.

Geriye savcının elinde kala kala Tevet’e ve Sançar’a yazılmış mektuplar kalmaktadır ki bunda da aleniyet olup olmadığını mahkemeniz takdir edecektir.

Savcı Kâzım zoraki bir aleniyet yaratmak için çırpınmakta ve hiç kimseye gösterilmemiş olan vasiyetnamemi de suç delili gibi ortaya sürmekte ise de gayreti boşunadır. Kâzım Alöç’ün dostu olsaydım, onun da böyle baştan başa vatanperverlik ve ahlâk dersi olan vasiyetnamesi bulunmasını temenni ederdim. Onun yerinde olsaydım bunu sahibine iade ederdim.

Kimsenin görüp bilmediği vasiyetnamede bazı şahısları sevmediğim için beni hiçbir kanun, hiçbir mahkeme mahkûm edemez. Ben herkesin sevdiği insanları sevmeye mecbur değilim. Hele psikanalizin ortaya koyduğu hakikatlerden sonra; tahteş şuurlarındaki zulmetlerle, gönüllerinde yaşayan ifritlerle hiçbir insanı sevilmeyi lâyık bulmuyorum. Bütün didinmelerden sonra büyük kâinat manzumesinde meçhul bir zerre olacağımızı düşünüyor ve bu kadar boş bir neticeye varmadan önceki şu kısa misafirlikte insanların vicdanına karışmak hamakatını gösterenlere acıyorum. Hiçbir hakikî bahtiyarlığın bulunmadığına kani olduğum dünyada tek vazife ve teselli bildiğim ülkü, şahıslardan sıyrılmış yüksek bir duygu ve düşüncedir. O, çirkin yüzlü ölümü bile güzelleştirip bir sevgili gibi bağrımıza bastırır. Hayatın zehir zemberek kasırgalarını ruhumuzda nisan rüzgarı gibi estirir. Acıların önünde bizi granit heykeller gibi susturur. Ben bu yolun üzerindeyim. Onun içindir ki oğluma zengin olmasını, bahtiyarlık için çalışmasını değil, Turan’ı kurtarmak için yapılacak kutlu savaşta şehit olmasını vasiyet ediyorum. Savcı beğenmese de, bütün dünya hoşlanmasa da ben böyleyim işte… Vasiyetnameyi suç saymak insanların beyinlerinden geçen düşünceleri suç saymaya benzer. Acaba Kâzım Alöç yirmi üç maznunun kafalarında kendisi için dolaşan mahrem fikirlerden dolayı da herhangi bir kanunî maddenin tatbikini isteye bilir mi?


göktürkçe kitap

Göktürk Yazısı ve Orhun Türkçesi
adlı kitabımız çıktı!

Dersleriniz için öğretici bir kaynak ve Göktürkçeyi kolaylıkla öğrenmenizi sağlayacak yararlı bir el kitabı olarak hazırlanan kitabımız hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak ve kitabı satın alabileceğiniz bağlantıları görmek için buraya tıklayın!

Yazı Ayrıntıları