Atsız’dan Hatıralar
(Refet Körüklü)
Atsız’ın babası deniz subayı olduÄŸundan, deniz savaÅŸlarına ve savaÅŸ gemilerine fazla ilgi duyardı. Bu konulara ait sözler ve yazılar onu daima ilgilendirmiÅŸtir.
***
Atsız boÄŸazına düşkün deÄŸildi. Hatta bu konuda kayıtsız olmaya yakın bir durumu vardı. Ancak çay içmeye bayılırdı. İsmet Tümtürk ise çayı pek sevmezdi. Bir gün Tümtürk, Atsız’a: ‘Bu renkli suyu içmekten ne zevk alıyorsun, anlamıyorum. Tadı tuzu olmayan bir sudan ibaret!’ dedi. Atsız buna karşı parladı: ‘O, sebeb-i hilkat-i kainattır!’.
***
Kılınçlı, döğüşlü hikayeleri ve romanları (hele güzel yazılmışsa) okutmaktan hoÅŸlanırdı. Roman ve hikaye yazmaya kalkışacak Türkçüler’e, bu türü ihmal etmemelerini tavsiye ederdi. AÅŸk ve ÅŸehvet romanları okumaktansa, savaÅŸ ve dövüş romanları okumanın gençliÄŸin geliÅŸmesi için daha faydalı olduÄŸunun üzerinde dururdu. Az piÅŸmiÅŸ bifteÄŸin de kanlı olması münasebetiyle, bu gibi hikayelere ‘biftek hikayesi’ derdi.
***
İyi tavla, orta derecede satranç oynardı. İskambil oyunlarından hoÅŸlanmazdı. Tavlada oyun ÅŸekli ‘açık’ oynamaktı. Yani, kendisinin de vurulmasına pek aldırmadan, karşı tarafı her dürüstçe vurmak.
***
Çok kimsenin pek bilmediÄŸi bir tarafı da vardı: Atsız çok iyi musahhihti. Dergi ve kitapların matbaalardan gelen ‘prava’larına tashihini o yaptığı zaman hemen hiçbir tertip hatası olmazdı. Tashih iÅŸi aslında çok dikkat isteyen sıkıcı bir iÅŸ olduÄŸundan. Atsız gibi aceleci ve teheyyüci ruh yapısında bir kimsenin tashih iÅŸinde bu kadar dikkatli ve baÅŸarılı olacağını kimse tahmin etmezdi. İmla ve noktalama konularında da çok titizdi.
***
İyice yaÅŸlandığı çaÄŸa gelinceye kadar, soÄŸuÄŸa karşı dayanıklıydı. Çok sert soÄŸuklardan bile pek ÅŸikayet etmezdi. Buna karşı, aşırı sıcak ona çok dokunurdu. Sıcak havalarda pek bunalırdı. 1944 tevkiflerinden sonra Türkçüler’e karşı çeÅŸitli zulümler ve iÅŸkenceler yapıldı.
Bunların arasında en meÅŸhuru ‘tabutluk’ iÅŸkencesiydi. Bunda, bir Türkçü dikine tabut gibi daracık bir hücreye konuluyor, bilekleri hücrenin üst kısmındaki halkalara geçiriliyor ve hücrenin kapısı kapatılıyordu. Bundan sonra Türkçü’nün başının bir karış üstündeki üç tane beÅŸyüzer mumluk elektrik ampulu yakılıyordu. Hücredeki kiÅŸi gittikçe artan sıcağın altında bunalıyordu. Buna o zamanki Emniyet mensupları ‘beyin tavası’ diyorlardı.
Refet KÖRÜKLÜ
Kaynak: Türkçülerin Kaleminden Atsız, Haz: Refet Körüklü, Cengiz Yavan, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı, İstanbul 2000
![]() |












Yazdır!