Hüseyin Nihâl ATSIZ

“ATSIZ” demek, bir mücadelenin tarihi demektir. “ATSIZ” demek, milletini sevmenin ve bu uğurda bir hayatı feda etmenin, yılmazlığın ve azmin zirveleşmiş bir efsanesidir! Bu mücadele, aynı zamanda onun önceden görerek karşı koymaya çalıştığı ve uyardığı ihanet ve gafletlerin de hikayesidir!

“ATSIZ” bir edebiyatçı, bir tarihçi olmasının yanı sıra, Özellikle bir “FİKİR ADAMI”dır. Bütün hayatı boyunca da, hiçbir zaman politik davranmadığı gibi, hiçbir yerden de çıkar beklememiştir.
“Hayat”, nihayetinde bir tercih meselesidir. Kimi “kemik peşinde”dir, kimi “köpek sosyetesi”dir!… Ama kimisi vardır ki, “mâziye, ırka, sancağadır iftiharı”. Velhasıl, “herkes bir özleyişle yaşar”. Ancak, bir insan, “ben bu dünyanın nesindeyim” diye sorabilendir. Yoksa, “zevke, eğlenceye hayvan da koşar” !

1) HAYATI: Hüseyin Nihal ATSIZ Beyin babası, Gümüşhane ilinin Torul ilçesinin Midi köyünden “Çiftçioğulları” ailesine mensup (Deniz Makine Önyüzbaşısı) Hüseyin Ağanın oğlu (Deniz Güverte Binbaşısı) Mehmet Nail Bey olup; annesi ise, Trabzon’un Kadıoğulları” ailesinden (Deniz Yarbayı) Osman Fevzi Beyin kızı Fatma Zehra Hanımdır.”Atsız’ın dedesi Hüseyin Ağa ( 1832-1894), tahminen 1850-1852 yıllarında Deniz Eri olarak İstanbul’a gelir. Askerliğinin sonunda teskere bırakarak Osmanlı Donanmasında kalır. Donanmada Makine Önyüzbaşlığına (Çarkçı Kolağalığına) kadar terfi eder. Eşi Hayriye Hanımdan, biri Nevber Hanım, diğeri Mehmed Nail Bey olmak üzere iki çocuğu olur.

Atsız’ın babası Mehmed Nail Bey ( 1877-l944)de Donanmaya girer ve Deniz Güverte Binbaşılığına kadar terfi eder. 1903 yılında Yüzbaşı iken, ilk eşi Fatma Zehra Hanım ile evlenir. Bu evlilikten, 12 Ocak 1905’de Hüseyin Nihâl (ATSIZ), 1 Mayıs 1910’da Ahmed Nejdet (SANÇAR) ve Aralık 1912’de de Fatma Nezihe (ÇİFTÇİOĞLU) olmak üzere üç çocuğu olur.

Atsız, ilkokula, altı yaşında, Kadıköy`deki Fransız Okulunda başlar. Fakat çok geçmeden, çıkan bir yangında okulun yanması sonucu aynı semtteki Alman Okuluna verilir( l911 ). Bir süre sonra, Kızıldeniz`de bulunan Malatya gambotunun süvarisi olan babasının yanına gider. Bu arada Türk-İtalyan savaşı çıkar ve gambotun İstanbul’un emri ile Süveyş’e sığınması üzerine, Atsız da birkaç ay, Süveyş’teki bir Fransız okuluna devam eder. Daha sonra, dönme emri üzerine babası ile birlikte İstanbul’a döner ve Kasımpaşa’daki Gazi Hasan Paşa Okuluna kaydedilir. Ailesinin Kadıköy’e taşınması ile Haydarpaşa’daki Özel Osmanlı İttihat Okuluna verilir. Fakat babasının Birinci Dünya Savaşına katılmasından sonra , Kadıköy Sultanisinin rüştiye (ortaokul) kısmında öğrenim görür. Bilahare İstanbul Sultanisi (lisesi)ne geçer ve burada 1922 yılında lise öğrenimini tamamlar.

İstanbul Sultanisinin onuncu sınıfında iken ( 1922), imtihanla Askerî Tıbbiyeye girer. Ancak o yıllarda Tıbbiyede, komünistlik ve azınlık milliyetçiliği güden öğrenciler ile bunlara karşı koyan Türk öğrencileri arasında sık sık tartışmalar ve kavgalar çıkmakta idi. Bu tartışma ve kavgalara Atsız da katılmaktaydı. Ziya Gökalp’in cenaze töreninin yapıldığı 26 Ekim l924 akşamı meydana gelen olaylarda, 3. sınıftaki Atsız, tekrar bir suç işlemesi halinde okuldan çıkarılacağı yolunda ağır bir ceza alır. Bu cezadan dört ay sonra, aralarında önceden de bir mesele geçen, Arap asıllı Bağdatlı Mesud Süreyya Efendi adlı bir teğmenin, lüzumsuz bir yerde ve kasıtlı olarak istediği selamı vermediği için, önceki ceza gereğince, 4 Mart 1925 tarihinde Askerî Tıbbiyeden çıkarılır.

Tıbbiyeden sonra Kabataş Lisesinde üç ay kadar yardımcı öğretmenlik yapar. Bilahare Deniz Yolları’nın “Mahmut Şevket Paşa” adlı vapurunda kâtip olarak çalışır ve birkaç sefere de katılır. Ancak bu işten tatmin olmaz ve 1926 yılında İstanbul Darülfünununa (üniversitesine) bağlı Edebiyat Fakültesinin yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebine kaydolur.

Bir hafta sonra ise, askere çağrılır. Tecil talebinde bulunursa da, tecil isteği kabul edilmez ve askerliğini İstanbul Taşkışla’da 5.Piyade Alayında dokuz ay er olarak yapar (28 Ekim I926-28 Temmuz I927)

Askerlikten sonra tekrar Yüksek Muallim Mektebine devam eder ve bu arada Ahmet Naci adlı bir arkadaşı ile, “Anadolu’da Türklere Ait Yer İsimleri” adlı bir çalışma yapar ve bu makale,Türkiyat Mecmuası’nın II. cildinde yayınlanır. Atsız bu çalışma ile hocası Prof.Dr. M. Fuat Köprülü’nün dikkatini çeker. 1930 yılında Edirneli Nazmi’nin divanı üzerinde mezuniyet çalışması yapar ve aynı yılda da Edebiyat Fakültesinden mezun olur.

Atsız fakülteden mezun olduktan sonra, hocası Köprülü, Maarif Vekaleti nezdinde Atsız için aracılık eder ve sekiz yıllık mecburi hizmetini affettirerek, kendi yanına asistan olarak alır (25 Ocak 1931 ).

Ocak 1931’de, Felsefe bölümünden mezun (ilk eşi) Mehpare Hanım ile evlenir, fakat 1933 yılından sonra ayrı yaşar ve l935 yılında da boşanır.

15 Mayıs 1931’de “ATSIZ MECMUA”yı çıkarmaya başlar. Yazı kadrosuna M. Fuat Köprülü, Zeki Velidi Togan, Abdülkadir İnan gibi ilim adamlarının da dahil bulunduğu, bu “Türkçü ve Köycü” dergi, Ziya Gökalp’ten sonra Cumhuriyet döneminde Türkçülük bakımından yeni bir çığır açar. Dergi, 25 Eylül 1932 tarihine kadar 17 sayı çıkar.

Ancak yazıları ve sert çıkışları nedeniyle Atsız’ın asistanlığı da uzun sürmeyecektir. Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti tarafından, Ankara’da 1932 Temmuzunda “Birinci Türk Tarih Kongresi” düzenlenir. Cemiyetin, Orta Asya’daki kuraklık nedeniyle Türklerin tüm dünyaya yayılarak her yere medeniyet götürdüğü ve Anadolu’nun eski halklarının da Türk olduğu tarzındaki tarih tezine karşı Kongreden önce de aksi yönde mütalaâ bildirmiş olan Zeki Velidi Togan’ın, 3 Temmuz 1932 günlü toplantıda da bu tezin kabul edilemeyeceğini belirtmesi üzerine; Dr. Reşid Galip, Togan’a karşı çok sert bir ifade ile, “Arkadaşlar, esefle ifade edeyim ki Zeki Velidi Beyin Darülfünundaki kürsüsü önünde talebe olarak bulunmadığıma çok şükrediyorum… Darülfünun kürsüsü bu kadar hafif malûmat ve bu kadar sakil metotlarla işgal edilecek bir kıymetsiz mevki değildir” diye talihsiz bir konuşma yapar. Söz alan, Sadri Maksudi Arsal, M. Şemseddin Günaltay da, Reşit Galib’i destekleyici konuşma yaparlar. Kongrede Togan ile birlikte Köprülü’den de ilmî eleştiriler beklenmesine rağmen, o bu konuya hiç değinmeyerek dikkatli bir siyaset izler.

İşte Kongrede Reşid Galib’in, Zeki Velidi Togan’a karşı ilmî olmayan ve akademik terbiye sınırlarını aşan hücûmu üzerine Atsız, (ileride ikinci eşi olacak) Bedriye Hanım ile (sınıf arkadaşı) Pertev Naili Boratav’ın da dahil olduğu sekiz arkadaşı ile birlikte Reşid Galib’e “Biz aksine Zeki Velidi’nin talebesi olmakla iftihar ederiz” diye bir telgraf çeker.

Bir süre sonra,19 Eylül 1932’de Reşid Galip Maarif Vekili olur. Bütün okullar Bakanlığın gözetiminde bulunduğundan, Reşid Galip yaptırdığı araştırma sonucunda telgraf işinde Hüseyin Nihâl’in elebaşı olduğunu öğrenir. Galib’in Bakan olmasından sonra, Edebiyat Fakültesi’nin Dekanlığına da Ali Muzaffer Bey tayin olunur.

Bu arada Atsız, “Atsız Mecmua”nın 25 Eylül 1932 tarihli 17. sayısında, “Darülfünunun kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi” başlıklı bir makale yayınlar. Makalede, Üniversitedeki hocaların doğru dürüst bir kitap dahi yazmadıklarını, hele yedi yıllık hocası olan Ali Muzaffer Beyin eserlerinin adedinin ise “OOO” (yani, sıfır) olduğunu yazar. Bunun üzerine Reşid Galip bu makaleyi de bahane ettirerek, yeni Dekan Ali Muzaffer Bey marifetiyle 13 Mart 1933 tarihinde Atsız’ın asistanlığına son verdirir. Birkaç gün sonra Atsız, Dekan Ali Muzaffer Beyi Tokatlıyan’daki bir çayda yakalar ve oradakilerin gözü önünde onu tokatlar. Fakat bu hareketinden dolayı Atsız’a hiçbir tepki gösterilmez.

Asistanlıktan çıkarıldığı ay içerisinde (Mart 1933’de) Malatya Ortaokulu’na Türkçe öğretmeni olarak tayin edilir, bu arada Atsız Mecmuanın yayını da durur. Malatya’da 1 Temmuz 1933’e kadar görev yapan Atsız, buradan Edirne Lisesi’ne Edebiyat öğretmeni olarak tayin edilir.

Edirne’de öğretmenliğe devam ederken, “ORHUN” dergisini çıkarmaya başlar, derginin ilk sayısı 1933 Kasımında çıkar. Ancak bir süre sonra dergide, Türk Tarih Kurumu tarafından çıkarılan ve liselerde de ders kitabı olarak okutulan dört ciltlik tarih kitabındaki yanlışları eleştirmesi üzerine, Aralık l933’de Bakanlık emrine alınır. Orhun dergisi de, 9. sayısında Bakanlar Kurulu kararı ile kapatılır.

Bakanlık emrinde dokuz ay kaldıktan sonra Kasımpaşa’daki Deniz Gedikli Hazırlama Okuluna (9 Eylül 1934’de) Türkçe öğretmeni olarak tayin edilir. Bu görevinde iken, 27 Şubat l936 tarihinde ikinci eşi Bedriye Hanım ile evlenir. 1 Aralık l913’de İzmir`de doğmuş olan Bedriye Hanım, Kafkas cephesinde şehit düşen Osman Sabit Beyin üç kızından ikincisidir. Ablası Bedia Hanım, küçük kız kardeşi ise Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ın eşi olan Behice Hanımdır. Atsız’ın bu evliliğinden, 4 Kasım 1939’da Yağmur ve 14 Temmuz I946’da da Buğra adlı iki oğlu olur. 1960’lardan itibaren ayrı yaşamaya başladığı bu eşinden ise 1975 Mart ayında boşanır.

Atsız’ın öğretmenlik yaptığı Hazırlama Okulunun Yönetmeliğine göre, Türk olmayanlar okula öğrenci olarak alınamazdı. Alınacak öğrencileri imtihan eden komisyonda görevli olan Atsız, adaylara sorduğu sorular ile Türk asıllı olmayanları tespit ediyor ve tabii bunlar da okula alınmıyordu. Okulun 1937 – 1938 dönemindeki Arnavut asıllı müdürü, Atsız’ı komisyondan çıkarır, bunun üzerine de Atsız müdüre selam vermez. Bunu fırsat bilen müdür ise, Milli Savunma Bakanlığına bir şikayet yazısı gönderir ve Atsız, 1Temmuz 1938 tarihinde okuldaki öğretmenlik görevinden ihraç edilir.


göktürkçe kitap

Göktürk Yazısı ve Orhun Türkçesi
adlı kitabımız çıktı!

Dersleriniz için öğretici bir kaynak ve Göktürkçeyi kolaylıkla öğrenmenizi sağlayacak yararlı bir el kitabı olarak hazırlanan kitabımız hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmak ve kitabı satın alabileceğiniz bağlantıları görmek için buraya tıklayın!


Sayfa: « 1 2 3 4 5 ...452 453 »